Din - ManeviyatDüşünce DünyasıEğitimKültür-SanatSosyalYaşam

İslam’daki Tevhid inancı nedir? Tevhid inancının temel esasları nelerdir?

İslam’daki Tevhid inancı nedir? Tevhid inancının temel esasları nelerdir? İslam’ın temeli olan tevhid inancı nedir? Müslümanlığın temel esası olan Tevhid inancı ne anlama geliyor? Kelime-i tevhid nedir ve kelime-i tevhidin anlamı nedir? Tekbir nedir? Kelime-i şehadet nedir? Bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını aşağıdaki konu sayfamızda bulabilirsiniz.

Tevhid inancı nedir?

Tevhid inancı, bütün evreni yaratan, yöneten ve rızkını veren Allah’ın var ve bir olduğuna, eşinin ve benzerinin bulunmadığına, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde hiç bir ortağı olmadığını kalben ve fikren kabul edip iman etmektir (inanmaktır).

Dünyada tevhid inancını, yani bir ve tek yaratıcı Allah inancını savunan ve bu inanca çağıran tek din İslam dinidir. Denilebilir ki “Hristiyanlık ve Yahudilik inancı da bir Allah inancına çağırıyor.” Ancak durum aslında böyle değildir. Hristiyanlık inancı, zaman içerisinde tahrif edilmiş (orijinal hali sonradan bozulmuş, değiştirilmiş) ve bugün için teslis (üçleme) inancına dönmüşlerdir. Yani Allah ile birlikte İsa peygamber ve büyük meleklerden olan Cebrail de tanrı olarak kabul edilmektedir. (Baba, oğul, Rûhul kudüs anlayışı). Yahudilik dini ise asırlar boyu geçen zaman içerisinde tahrif edilmiş (orjinali değiştirilmiş), aslından tevhid anlayışından uzaklaştırılmış ve Yahudi ırkına mahsus hale getirilmiştir. Günümüzdeki Yahudilik dininin sapkın anlayışıyla Yahudi ırkı üstün ırk olarak görülmekte, yahudi olmayanlar ise insanla hayvan arası yaratıklar olarak görülmektedir. Yahudi ırkından olmayanlar istese de bu dine kabul edilmemektedir. Böylesi sapkın din anlayışı içerisinde Yüce Yaratıcı sadece Yahudilere mahsus bir tanrı olarak sunulmaktadır. Bu durumda, Dünyada tevhid inancını, yani bir ve tek yaratıcı Allah inancını savunan ve bu inanca çağıran tek din İslam dinidir. İslam dinine göre doğuştan itibaren bütün insanlar eşittir. Beyazın siyaha, hiç bir milletin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Tüm insanlar Tevhid dini İslam’ın ve bu dinin Yüce kitabı Kuran’ın ilahi çağrısına ve mesajlarına muhataptır.

Tevhid dini İslam’da üstünlük ancak takva iledir. Takva ise, dinî bir terim olarak Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından ve günahlardan kaçınmak konusunda gösterilen titizlik ve hassasiyettir. Bir diğer ifadeyle, Allah’ı sevmek ve Allah’ın kendisine duyduğu sevgiyi kaybetmek korkusuyla Allah’ın emir ve yasaklarını uygulama konusunda gösterilen titizlik ve  duyarlılıktır.

Allah Kuran’da muhataplarını tevhid inancına çağırırken Dünyadaki hangi özelliklere bakıp üzerinde derin düşünmeye ve iman etmeye çağrı yapıyor?

Kur’an’da Yüce Yaratıcının ifadeleriyle muhatabı olan kişiler Bir ve tek Allah’a iman etmeye çağrılırken Dünyada yaratılmış mucizevi sistemlere bakıp üzerinde derin düşünmek (tefekkür etmek) tavsiye ediliyor. İçinde yaşadığımız bu harikulade Evreni kuran ve yoktan var edip yaratan Allah’ı dünyada ve uzayda kurduğu muhteşem sistemlere bakarak tanımak; eseri görüp tanıyarak yaratıcısına ulaşması çağrısı yapılıyor. 
Evrendeki var olan bu harikulade nizamı incelerken, bilimin sorduğu “Nasıl?” sorusunun yanına, dinin ve aklın sorduğu “Neden ve Kimin Tarafından?” sorularını koyduğumuzda, her bilimsel gerçek imanı besleyen birer marifetullah (Allah’ı tanıma) vesilesine dönüşür. İnsan, “ Evren neden var?”, “Ben niçin bu dünyadayım?”, “Bu evren ve ben kimin tarafından yaratıldım?” sorularını kendine sormaya ve bunlar üzerinde düşünmeye başlamışsa, “Varlık sancısı” çekmeye başlamış demektir. Bu hakikati aramak ve bulmak adına faydalı bir durumdur.
Allah’a iman etmek veya imanı (Allah inancını) güçlendirmek için “yaratılmış varlıklar ve sistemler, yaratılış aşamaları” üzerine derinlemesine düşünmek (tefekkür etmek ) Kur’an-ı Kerim’de sıkça işaret edilen ve çağrı yapılan bir yoldur. Kur’an-ı Kerim’de bir çok yerde kainattaki hassas dengelere, muhteşem sistemlere ve biyolojik mucizelere bakmamız çağrısı yapılıyor ve “Yaratılanlara bakmaz mısınız?, “…, düşünmez misiniz?” gibi sorularla dünyadaki ve evrendeki harikulade sistemlere bakmak ve düşünmek çağrısı yapılıyor. İslam alimleri, evreni “okunması gereken bir kitap” (afaki ve enfusi deliller) olarak görürler.

Yüce Yaratana İman penceresinden bakıldığında birer yaratılış delili olan bazı temel bilimsel hakikatler:

Dünyamızda yaşanan atmosfer döngüsü: İnsanlar ve diğer canlılar nefes alırken, oksijen alır ve karbondioksiti havaya bırakırlar. Ağaçlar ve bitkiler ise karbondioksit alır havaya oksijen bırakırlar. Bu harika sistem dünya yaratılalı beri milyonlarca yıldır devam eder durur. Üzerinde düşünmeyenler yaratılmış bu harika sistemin farkında bile olmadan bu dünyadan göçüp giderler.

 Kozmoloji ve Astronomi (Göklerin Hassas Dengesi)

  • Evrenin Genişlemesi ve Başlangıcı: Evrenin sürekli genişlemesi (Hubble Kanunu) ve bir başlangıcının olması (Big Bang), evrenin ezeli olmadığını ve bir irade tarafından yoktan var edildiğini gösteren en büyük delillerdendir (Zariyat Suresi, 47).

  • İnce Ayar (Fine-Tuning): Evrendeki yerçekimi kuvveti, elektromanyetik kuvvet, atom çekirdeğindeki güçlü ve zayıf nükleer kuvvetlerin oranları öyle hassastır ki; bu oranlardaki milyarda bir hata bile galaksilerin, yıldızların ve yaşamın oluşmasını imkansız kılardı.

  • Dünya’nın Konumu (Goldilocks Bölgesi): Dünyamızın Güneş’e olan mesafesi tam yerinde ve ölçülüdür. Daha yakın olsak yanardık, daha uzak olsak donardık. Bir ayarlayan ve yapan olmasaydı Dünya ile Güneş arasındaki mesafe neden tam olması gerektiği kadar ve ölçülü?.. atmosferinin kalınlığı, manyetik kalkanı (Van Allen Kuşakları) ve eksen eğikliği, yaşamın barınabilmesi için özel olarak tasarlanmış bir “beşik” gibidir. Dünyanın eksenindeki 23,5 derece eğiklik olmasaydı mevsimler olmayacaktı ve hep aynı mevsimi yaşayacaktık. 

    Biyoloji ve Tıp (Hayatın ve İnsanın Mucizesi)

    • DNA’daki Bilgi Yoğunluğu: Tek bir hücremizdeki DNA molekülünün içine kodlanmış olan bilgi, binlerce ciltlik bir kütüphaneyi dolduracak büyüklüktedir. Böylesine harikulade Bilgi, kendi kendine veya tesadüfen oluşamaz; mutlaka bir ilim ve irade sahibine işaret eder.

    • Hücrenin Kompleksliği: En basit canlı hücresi bile insan yapımı en gelişmiş fabrikadan daha karmaşık, organize ve hatasız çalışan bir sisteme sahiptir.

    • Anne Karnındaki Yaratılış Evreleri (Embriyoloji): Tek bir hücrenin (zigot) bölünerek, hiçbir aşamada şaşırmadan göz, kalp, beyin gibi tamamen farklı doku ve organları oluşturması muazzam bir programın eseridir.
    • Beynimizdeki bütün hücreler aynı yapıya sahiptir ama bazıları gözün işlevlerini üstlenir, bazıları burunun ve bazıları midenin vb. Bu aynı yapıdaki hücreler farklı organların beyin bağlantılı görevlerini üstlenmeye nasıl karar veriyorlar?

    • Hassas Ekosistem ve Yardımlaşma: Doğadaki canlıların kör bir dövüş içinde değil, şaşırtıcı bir yardımlaşma (ortak yaşam) içinde olmasıdır. Arıların çiçekleri tozlaştırması, bitkilerin oksijen üretip karbondioksit tüketmesi tam bir ekolojik senfonidir.

      Fizik ve Kimya (Maddenin Mimarisi)

      • Atomun Yapısı: Maddenin en küçük yapı taşı olan atomun içindeki proton, nötron ve elektronların dizilimi ve dönüş hızları, mikro alemdeki muhteşem bir düzeni sergiler. Her bir Atom içindeki elektronlar saniyede yaklaşık 2,200 kilometre hızla hareket eder. Bu hız, ışık hızının yaklaşık yüzde 1’ine (%1) denk gelir. Bir yaratıcı olmadan tüm bu aksiyon nasıl olabilir?

      • Suyun Benzersiz Özellikleri: Su, donduğunda yoğunluğu azalan (ve bu sayede yukarıda yüzerek sudaki yaşamı koruyan) neredeyse tek sıvıdır. Suyun yüksek ısı kapasitesi, Dünya’daki iklimlerin dengede kalmasını sağlar.
      • Suyun Kaldırma kuvveti apayrı bir mucizedir: Kendisi son derece yumuşak ve akışkan bir sıvı olan suya müthiş bir kaldırma kuvveti verilmiştir yaratılışta ve bu sayede 10 binlerce ton ağırlığında olan gemiler su üzerinde yol alıp dünyayı dolaşmaktadır.

      Tevhid; inanç, düşünce ve eylemde yalnızca bir tek yaratıcının, yüce Allah’ın varlığını ve birliğini merkeze almaktır. Buna göre Cenab-ı Hak, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tektir. O’nun eşi, benzeri ve ortağı yoktur.

      İnsanlık tarihi boyunca bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri inanç sistemi hiç şüphesiz tevhittir. Bu bağlamda Cenab-ı Allah bu hakikati Kur’an-ı Kerimde şöyle ifade etmiştir: “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, ‘Benden başka ilah yoktur, şu halde bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25.) Bu anlamda Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberler, bu gerçeğin rehberliğini yapmış; tevhid inancının en güzel örnekleri olmuşlardır.

      Tarihî süreç içerisinde zaman zaman vahyin ve nübüvvetin rehberliğinden uzaklaşan insanlar, yüce bir yaratıcının varlığını kabul etmelerine rağmen O’nun insanlarla doğrudan iletişim kuramayacağı zannıyla, O’na ancak birtakım aracılar sayesinde ulaşılabilecekleri vehmine kapılmışlardır. Yüce Allah’ın zatına ve kâinatla ilişkisine dair batıl ve mesnetsiz anlayışlar türeterek yaratıcıyla irtibatlarında aracı kabul ettikleri sahte ilahlara (putlara) inanmaya ve hatta tapınmaya başlamışlardır. Nitekim Yüce Allah, “Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.” (Yusuf, 12/106.) ayetiyle bu iğreti durumun varlığına işaret etmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle, Halık ile mahlûku bir tutan bu yaklaşım, büyük bir haksızlık ve zulümdür. (Lokman, 31/13.) Dolayısıyla zihinsel yozlaşmanın bir yansıması olarak insanların adaletten ve hakkaniyetten uzaklaştığı ve şirke düştüğü her dönemde, vahyin (Allah’tan Peygambere gelen ilahi mesaj) ve nübüvvetin (peygamberlik) rehberliğine yeniden ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda insanlığın tevhid, adalet ve merhametten uzaklaştığı bir cahiliye asrında Yüce Rabbimiz, insanlığa rahmetinin en somut tezahürü olarak ilahi vahyin son ve evrensel temsilcisi Peygamber Efendimizle (s.a.s.) Kur’an’ı Kerim’i göndermiştir. Kur’an’ın rehberliğinde insanlığa en güzel örnek olan Hz. Peygamber (s.a.s.), şirkin ve günahların karanlık dehlizlerinde yolunu ve yönünü kaybeden bir kitleden tevhidin ve vahdetin sembolü; adalet, hakkaniyet ve merhametin timsali erdemli bir toplum inşa etmiştir. (Ali Erbaş)

       

       

      Kuran-ı Kerim ve Peygamberimizin a.s hadislerinde  tevhid ilkesine büyük önem verilmesi, maddî ve mânevî özellikleri bakımından yaratılmışların en üstünü olan insanın vicdan hürriyetini sağlama hedefine yöneliktir. İnsan yalnız en yüce varlığa boyun eğmelidir; O’ndan başka hiçbir şeyi kutsamamalı ve ona kulluk etmemelidir. Allah’a kul olmak en büyük şeref, başkasına kul olmak en büyük zillettir. İnsanın, özgürlüğü açısından Allah’a da kul olmaması gibi bir iddia ontolojik bakımdan geçersizdir; çünkü insanın bir yere dayanma, bir varlıkla ilişki içinde bulunma ve ondan yardım istemek psikolojisiyle bağdaşmaz.

      İslâm dininde imandan sonraki en önemli ibadet namazdır. Namazlarda günde kırk defa okunan Fâtiha sûresinin başlangıç kısmı hamd ve senâ, son kısmı dua ve niyazdır. Arada kalan âyet (Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz) kulluğun yalnızca Allah’a yapılacağını ve yardımın sadece O’ndan isteneceğini belirtir. Bu da Müslümanın zihninin yoğunlaştığı, gönlünün Allah’a yöneldiği günün beş vaktinde, Ruhlar aleminde  Cenâb-ı Hak ile yaptığı sözleşmenin tazelenmesinden ibarettir.

      Tevhidin iki boyutu vardır! Uluhiyet tevhidi ve Rububiyet tevhidi

      Ulûhiyyette Tevhid. Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde var, bir, tek ve benzersiz olduğunu benimsemektir, kabul etmektir. Tevhid-i ulûhiyet, Cenâb-ı Hakk’ın zâtını bir bilmek, O’nu her türlü şerikten (ortaktan) tenzih etmek. Zaten, tevhid denilince akla hemen gelen de budur. “Lâ ilâhe illâllah” sözü, bu tevhidi ifade eder.

      a) Zâtta tevhid. Allah’ın zâtı kendisi demektir. O’nun zâtında tevhid, kendisini tek ve yegâne kabul etmek anlamına gelir. Aslında bu özellik insanın fıtratında (yaratılışında) mevcuttur. Ancak bilgisizlik ve olumsuz etkenler kişinin bu niteliğini örtebilmektedir. “Küfr” kelimesinin sözlük anlamı da “örtmek”tir, “inkar etmek”tir. bu kelimeden türetilen “Kâfir” kelimesi de örten, inkar eden demektir.

      b) Sıfatlarda tevhid. Sıfat Allah’ın zâtına nisbet edilen bir mânadır. Sıfatlar, Varlığı başkasından değildir, varlığının başlangıcı ve sonu yoktur; ebedî hayatla diridir, bilendir, güç yetirendir gibi… Bunlarda tevhid tenzîhî sıfatları başkasına nisbet etmemek, sübûtî sıfatlarda ise Allah ile yaratıklar arasında benzetme yapmamakla olur. Bu çerçevedeki tevhidi gerçekleştiren bir mümin Allah hakkında O’nun şanına yakışacak saygılı ve ölçülü ifadeler kullanır; hiçbir insana beşer üstü özellikler nisbet etmez, hiçbir nesneye kutsiyet atfetmez. Ancak bir kısım tarikat mensuplarının mürşid kabul ettikleri kişilerin gaybı bildiği yolundaki iddiaları gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceğini bildiren âyetlerle (meselâ en-Neml 27/65; el-Cin 72/26) bağdaşmaz.

      c) Fiillerde tevhid. Fiilî sıfatlar Cenâb-ı Hakk’ın kâinata yönelik tasarruflarını ifade eder. Kâinatı ilkin var eden, geliştiren, değiştiren ve bu eylemleri her an devam ettiren Allah’tır. O’ndan başka yaratıcı yoktur. Esmâ-i hüsnânın yarısından fazlası insanla ve kâinatla ilgilidir. Mu‘tezile kelâmcılarının insanlara ait ihtiyarî fiillerin meydana gelmesinde ilâhî müdahalenin bulunmadığı yolundaki görüşleri Sünnî âlimlerce kulu kendi fiilinin hâlikı durumuna getirdiğinden eleştirilmiştir. Ancak bu eleştiri meselenin özü açısından ele alındığında isabetli görünmemektedir. İki grup arasındaki fikir ayrılığı inanca değil sistematik yaklaşıma ve ifade şekline yöneliktir. Nitekim Eş‘arî kelâmcıları müstakil bir fiilî sıfat grubu düzenleme cihetine gitmemiş, ilâhî fiilleri kudret sıfatının işlerliği (taalluk) çerçevesinde düşünmüştür.

      2. Rubûbiyyette Tevhid. Allah’tan başkasına tapmamak ve sığınmamak demektir. Buna ibadette tevhid veya amelî tevhid de denir.

      Rububiyet tevhidinin üç esası vardır:
      1. Allah’ın yaratmada, rızık vermede ve işleri düzenlemede birlenmesi.
      2. Allah’ın tam olarak mülkün (evrendeki her şey) sahip olduğu konusunda birlenmesi.
      3. Allah’ın emretme, nehyetme, (yasaklama) kanun belirleme ve insanların hayatlarına düzen verme noktasında birlenmesi.

      Ulûhiyyette tevhid zihnî bir fonksiyondur ve imanın teorik yanını oluşturur; rubûbiyyette tevhid kalbin ameli olup imanın gönül hoşluğuyla kabulünü teşkil eder. İman bu ikisinin birleşmesinden meydana gelir. Amelî tevhid kişinin kalbiyle Allah’ı sevmesi, davranışlarıyla bu sevgisini ispat etmesidir.

      Ulûhiyyette tevhid insanın fikir hürriyetini, ibadette tevhid ise duygu hürriyetini sağlar. Rubûbiyyette tevhide zarar veren şeylerden biri Allah rızası için olması gereken amellerin ve ibadetin gösteriş ve dünya menfaati için yapılmasıdır (riya). Diğeri, Hıristiyanlık gibi inançlara özgü mistisizmin İmâmiyye Şîası’na nüfuz etmesi gibi bir kısım tasavvuf erbabını etkilemesi ve onların mânevî mertebelerini yüksek kabul ettikleri kimselere karşı beşer üstü bir saygı göstermeleridir. Halbuki bütün yaratıkların en faziletlisi olan Hz. Muhammed (a.s) böyle bir saygının kendisine karşı bile gösterilmesini kabul etmemiş ve bunu yasaklamıştır.

      Her iki boyutuyla tevhid akîdesinin (inancının) zihinlerde ve gönüllerde yerleşmesi için Kur’ân-ı Kerîm’de birçok kavram ve ifade ile tevhid inancı tebliğ edilmiş,(açıklanmış) sözlü ve fiilî sünnet de (Peygamberimizin uygulamaları ve sözleri) bunu desteklemiştir.

      Kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resulullah)/ kelime-i şehâdet (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü ennne Muhammedün abduhu ve Resuluhu), tekbir (Allahüekber) ve tesbih (Sübhanallah) müslümanların hayatında en çok tekrar edilen tevhid metinleridir.

      Günde beş vakit ezan okunmakta ve kāmet getirilmektedir; namazların içinde ve bitiminden sonra alınan tekbirlerin sayısı 450’ye yaklaşmaktadır. Ayrıca ramazan ve kurban bayramlarında, hac ibadetinin yerine getirilmesi sırasında Allah’ın yüceliğinin ilân edilmesi tevhid inancına, dolayısıyla müslümanın düşünce ve duygu özgürlüğüne yapılan vurgulardır (Topaloğlu v.dğr., s. 86-90).

       

       

      Hüsamettin Piraz / yukselentv.com

         

        Bir yanıt yazın

        E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir